"Doğu Öyküleri"
ne İki Yönlü Bakış / Sami AKBULUT

Ferit EDGÜ’nün Doğu Öyküleri adlı hikâye kitabı,
ilk kez Aralık 1995'te İstanbul'da basıldı. Bizim elimizde olan ve incelememizde esas aldığımız baskı ise kitabın dördüncü baskısı olup Mart 2001'de Yapı Kredi Yayınları arasında çıktı. Kitap, aslında yazarın daha önce kaleme aldığı "Kimse" ve "O" adlı romanların benzeri. Doğu Öyküleri, daha çok, "Hakkâri'de Bir Mevsim" adıyla filmleştirilen "O" romanının izinde yazılmış bir öykü kitabıdır.
Yetmiş sayfalık eserde önce "birkaç sözcük" başlığı altında kitaptaki öykülerin serüvenine değinilmektedir. Daha sonraki "Doğu Öyküleri" başlığı altında dört ve 'Minimal Doğu Öyküleri' adlı başlık altında da on yedi öykü bulunmaktadır. Yazılar, kitabın başından sonuna kadar sola dayalı yazılmış olup serbest bir şiir görünümünü vermektedir.
Kitabı iki yönden incelemeyi uygun gördük: Öykü sanatı bağlamında ve doğulu bir okur bağlamında. Bu şekilde öncelikle öyküleri özet, kişi(ler), zaman, mekân, dil ve üslup, anlatım teknikleri, anlatıcı ve bakış açısı yönlerinden inceledik. Sonrasında ise satır aralarında Doğu'ya ve burada yaşayanlara özgü anlatıların gerçeklik payını tespit etmeye çalıştık. Böylece öykülerin sanatsal yönünü bulurken aynı zamanda bunların 'Doğu' havasını yansıtmadaki başarısını da ölçmeye çalıştık.
A.) Öykü Sanatı Bağlamında "Doğu Öyküleri"ne Bakış:
1.) Özet:
"Mirza" adlı dokuz sayfalık öyküde, ismi belirtilmeyen bir köyde yaşayan muhtarın birkaç katlı ve taştan bir ev yaptırma isteği ile ortaya çıkan olaylar anlatılmaktadır. Köyde usta olmadığından muhtarın küçük oğlu Yakup, Mardin'e usta getirmeye gönderilir. Yakup, uzun aramalardan sonra bulduğu ustayla köyüne döner. Köyde taş ocağı olmadığını gören usta, ev yapımı için kerpiç kullanılmasını önerir. Sonra da yapılışını tarif edip köyden ayrılmak ister. Çünkü kendisine gerek kalmamıştır. Usta buradan ayrılmadan önce, köyün yakınlarında bulunan labirent şeklindeki yere gitmek, içeri girip burayı görmek ister. Buraya girmenin tehlikeli ve kötü sonun başlangıcı olduğu şeklindeki uyarılara kulak asmaz. Sonunda Yakup'un kendisine yolu göstermesine karar verilir. Ücret olarak verilen koyunla yola çıkar ve Süryani köyüne varır. Labirendin içine girer, manzarayı seyre durur ve sonunda çıkışı bulup dışarı çıkmayı başarır.
"İbramın Oğlu İbramın Öyküsü" adlı on beş sayfalık hikâyede, İbramın başından geçenleri öğreniriz. Köyün öğretmeni ile köylülerden olan Halit ava çıkarlar. Av esnasında açılan konu, öğretmenin evinde devam eder. Halit'in anlattığına göre, kendisi hapisteyken tanıştığı İbramın başından çok kötü şeyler geçmiştir. İbramın babası ile komşusu Abdülhay'ın oğlu Memo arasında koyunların arazi ihlali nedeniyle bir tartışma başlar. Memo, İbramı öldürmek üzereyken oğul İbram imdada yetişir ve Memo'yu öldürüp babasını kurtarır. Böylece kendisi hapse düşer. Bir gün Abdülhay hapse gelir ve İbramı deliye çeviren şeyler anlatır. Anlattığına göre baba İbram, gelinini kadını olarak almış ve ondan bir çocuğu olmuş, sonrasında köydeki her şeyini satıp buradan göçmüştür. Oğul İbramın sorup soruşturmaları da bunu doğrulamıştır.
"İnsan Kokusu" adlı altı sayfalık öyküde, baharla birlikte köyden ayrılmak için yola çıkan bir öğretmenin yolculuk öncesindeki ve esnasındaki gözlemlerine yer verilir. O gün hava yağmurludur. Ancak bir zaman sonra dinince yolların çamurlu olmasına aldırmadan yola çıkılır. Öğretmen yol boyu Çehov'un Bozkır adlı öyküsünü okur. Bir ara durdurulan arabaya jandarmalar tarafından bir kadın bindirilir. Öğretmen kadının perişan haline acır ve bir yolcudan hikâyesini sorar. Kocasının 'Boş ol.' dediği kadın, memleketi Muş'a gitmektedir. Kadının perişanlığına iyice canı sıkılan öğretmen yolculuk sonuna kadar bundan sıyrılamaz. Öykü sonunda kendisini buradaki dağların, kurtların, köpeklerin, insanların değiştirdiğini söyler.
"Mutluluk" adlı dört sayfalık öyküde ise, iskân sorumlusu olarak bir köye gönderilen görevlinin başından geçenler anlatılır. İskân sorumlusu, onarım için köye gelir. Mağaralara bakar. Köylülere, yaşadıkları bu yerlerin sağlam olmadığını, bunları yıkıp yerlerine yenilerini yapmak için görevlendirildiğini söyler ve onlardan destek ister. Ancak köylüler, başkalarına ait olduğunu söyledikleri bu yerler için hiçbir iş yapmaya yanaşmazlar. Görevli kişi, sonunda mevcut yapıları onarmaya karar verir. Köylülerin de desteğini ancak bu şekilde almayı başarır. Devletin ödeneğini buraya harcar. Altı yıl sonra işler biter; ama ödeneği farklı bir yerde kullandığını ve bunun suç olduğunu düşünen görevli buraya yerleşir. Ailesinin yanına bir daha dönmez. Mağaraların birinde yaşamını sürdürür.
"Doğu Öyküleri" başlığı altındaki bu dört öyküden sonra minimal öyküler başlığı altında on yedi öykü bulunmaktadır. Bu şekildeki öykülerin büyük çoğunlukta olması, yazarın bu tür öykülere yöneldiğinin işaretidir. Zaten bir söyleşide , "…Hiçbir fazlalık olmasın istiyorum. Hiçbir eksiklik de olmasın istiyorum…Ayrıntılardan arındırılmış, öyküyü oluşturan olay en küçük boyuta indirgenmiş metinler…" diyerek bu yöndeki eğilimini açıkça belirtmektedir. Bu öykülerin ikisi hariç diğerleri birer sayfadan ibarettir. Ben bunları özetlemekten yerine bir cümleyle neye değindiklerini belirtip geçeceğiz. Çünkü bu kadar kısa bir öykünün özetini çıkarmak pek olası değildir. Bunun yerine içeriğine değinmek daha doğru olacaktır.
"Atsız" adlı öyküde atı olmadığı için bulunduğu yerden kaçamayan kişilerin dramı; "Söyleşi" adlı öyküde bir ihtiyar ile onun anlattıklarını yazıya geçiren birinin diyalogu; "Bu" adlı öyküde karlı bir havada iki kişinin ilginç konuşmaları; "Annem ve Ben" adlı öyküde göçen bir köyden geriye kalan bir çocuk ile olan konuşma; "Yıkılmış" adlı öyküde dağ başındaki yıkılmış bir köyü gören iki kişinin diyalogu; "Fal" adlı öyküde falcı bir kadınla olan söyleşi; "Kayıt" adlı öyküde bir memur ile bir müfettişin konuşmaları; "Konuşma" adlı öyküde bekçi ile sayıma gelen memur arasındaki diyalog; "Rastlantı" adlı öyküde dağ başında bir tekne arayan kişiyle bölgedeki birinin diyalogu; "Nöbetçi" adlı öyküde bir nöbetçi ile olan söyleşi; "Pusula/sız" adlı öyküde kardan yolları seçilemeyen bir köye gitmeye çalışan iki kişinin konuşması; "Karakış" adlı öyküde karın insan hayatındaki etkisi üzerine yapılan bir konuşma; "Ses" adlı öyküde bir ölümler zincirinin anlatısı; "Kim" adlı öyküde dağ başında boşalmış bir köye dair gözlemler; "Hoş" adlı öyküde yolculuktan dönen biri ile onu karşılayan bir başkasının diyalogu; "Kerem" adlı öyküde ölüm üzerine bir konuşma; "Ne" adlı öyküde dağ başındaki ir köyde bulunmayı sorgulayan bir konuşma vardır. Görüldüğü üzere, bu öykülerde söyleşi, diyalog ağır basmaktadır.
"Atsız" adlı öyküde atı olmadığı için bulunduğu yerden kaçamayan kişilerin dramı; "Söyleşi" adlı öyküde bir ihtiyar ile onun anlattıklarını yazıya geçiren birinin diyalogu; "Bu" adlı öyküde karlı bir havada iki kişinin ilginç konuşmaları; "Annem ve Ben" adlı öyküde göçen bir köyden geriye kalan bir çocuk ile olan konuşma; "Yıkılmış" adlı öyküde dağ başındaki yıkılmış bir köyü gören iki kişinin diyalogu; "Fal" adlı öyküde falcı bir kadınla olan söyleşi; "Kayıt" adlı öyküde bir memur ile bir müfettişin konuşmaları; "Konuşma" adlı öyküde bekçi ile sayıma gelen memur arasındaki diyalog; "Rastlantı" adlı öyküde dağ başında bir tekne arayan kişiyle bölgedeki birinin diyalogu; "Nöbetçi" adlı öyküde bir nöbetçi ile olan söyleşi; "Pusula/sız" adlı öyküde kardan yolları seçilemeyen bir köye gitmeye çalışan iki kişinin konuşması; "Karakış" adlı öyküde karın insan hayatındaki etkisi üzerine yapılan bir konuşma; "Ses" adlı öyküde bir ölümler zincirinin anlatısı; "Kim" adlı öyküde dağ başında boşalmış bir köye dair gözlemler; "Hoş" adlı öyküde yolculuktan dönen biri ile onu karşılayan bir başkasının diyalogu; "Kerem" adlı öyküde ölüm üzerine bir konuşma; "Ne" adlı öyküde dağ başındaki ir köyde bulunmayı sorgulayan bir konuşma vardır. Görüldüğü üzere, bu öykülerde söyleşi, diyalog ağır basmaktadır.adlı öyküde yine, bulunulan yerin olumsuzluğuna değinilmektedir. Yıkılmış köy, öldürülmüş insanlar ve hayvanlarla dolu bu yerde Tanrı'nın bile işi olamaz. Dolayısıyla Tanrısal bir adaletten veya yönetimden de söz edilemez; insanlar kanun koyucu olup işlerini kendileri görürler. Bu durum da, genellikle yıkımlarla ve ölümlerle sonuçlanır. Öykünün sonunda yine yalnızlığı ve yarı vahşiliği belirten bir gözleme yer verilir: Bir köpek havlaması işitilir. "Kayıt" adlı öyküde işlerin nasıl baştan savma yapıldığına gönderme yapılır. Müfettişin sorularına karşılık veren memurun sözlerinden, burada çalışanların gereksiz işlerle uğraştıklarına ve işlerini baştan savma yaptıklarına değinilir. Öykünün sonunda Doğu'daki çalışma ahlakı da belirtilir: Sormadan ve görmeden işini yapmalısın.
2.) Kişiler:
Öykü kişilerinin adlarına pek yer verilmemiştir. Bu şekilde anlatılan olayların isimsiz kahramanlara aitliği sağlanmış olmakta. Herkesin okuduğundan kendince bir şeyler öğrenmesi veya başta kendisi olmak üzere çevresindekilere bunları mal etmesi mümkün kılınmakta. Buna rağmen Mirza adlı öyküde Yakup, Mansur, Hacer, Kasım, Gülhan, Şerif, Mukaddes, Murad, Bedirhan, Abbas; İbramın Oğlu İbramın Öyküsü'nde İbram, Halit, Abdülhay, Memo; Karakış'ta Halit isimleri kullanılmıştır. Bunların haricindeki on sekiz öyküde ise ismin yerini zamirler veya belli göstergeler almış durumda. Anlatı içindeki ifadelere dayanarak şahıslar hakkında bilgi edinebilmekteyiz. Kişilerin büyük çoğunluğu erkek. Olayların merkezinde de yine onlar yer almakta. Bayanların arka planda gözükmesinde, onların doğu toplumundaki yeri etkin olmakta. Zira toplumsal hayattan olabildiğince soyutlanan bayanların, öykü içerisinde ön saflarda yer alması bölge gerçekliğine ters düşecektir. Bayanlar adeta öykü içinden de silinmiştir. Yazar bu şekilde ifadelerle şeklin uyumunu başarılı bir şekilde sağlamıştır. Kişilerin fiziki ve ruhi portrelerine üstünkörü değinilmekte, bunun yerine olaylara ve daha çok gözlemlere yer verilmektedir. Kişilerin yaşı ile ilgili bilgilere de satır aralarında rastlanmaktadır. Yazar, öykülerin çoğunda isimsiz kahramanlara giydirdiği kişiliklerle anlatısını şekillendirmekte, yani olay veya gözlem, karakterle bire bir uyuşabilecek şekilde yansıtılmaktadır. Genelde kırsal ve özelde köy hayatı yansıtıldığından kişiler de buna uygun seçilip şekillendirilmiştir. İnsanlarla birlikte koyun, köpek ve kurt gibi hayvanlara da yer verilmekte; bununla bir yerde anlatıda bütünlük sağlanmaya çalışılmaktadır.
3.) Mekân:
Öykülerde, mekân olarak genellik kırsal kesimler seçilmiştir. En fazla dağ başı veya kimsenin uğramadığı bir köy tercih edilmiştir. Yer adı olarak, Mardin, Sümbül Dağı etekleri, köy kahvesi, araba içi, Gezne Jandarma Karakolu, köy içi, Piran, Muş, Dicle kenarı, ev içi, hapishane, dağ başı, mezra geçmektedir. Görüldüğü gibi dış mekânlara daha fazla yer verilmiştir. İç mekânların kullanıldığı öykülerde bile bu yerler üzerinde fazla durulmamaktadır. Aslında içe kapanıklığın yansıtılmasında iç mekânlara daha fazla yer verilmesi mümkündü. Ancak yazarın, bölge insanının doğayla, iklimle olan mücadelesini vermek açısından dış mekânları seçtiğini söyleyebiliriz. Yazarın Hakkâri izlenimlerinin bir ürünü olan kitapta, seçilen yerlerin kendisinin yaşadığı yerler olduğu muhakkak. Sadece bir öyküde otelin, yer olarak kullanıldığını görülmektedir.
4.) Zaman:
Kitaptaki tüm öykülerde mevsim, kıştır. Çocuk, genç, ihtiyar her yaştan insana rastlansa da en fazla orta yaştaki kişilere yer verildiği görülmektedir. Olaylar, minimal öyküler başta olmak üzere kitaptaki öykülerin çoğunluğunda anlık bir zaman diliminde geçmektedir. Mirza, İbramın Oğlu İbramın Öyküsü, Mutluluk adlı öykülerde ise birkaç yıllık zaman dilimi vardır. Zaman kavramı, anlatı içinde dolaylı olarak verilmiş, yani öyküye yedirilmiştir.
5.) Dil ve Üslup:
Yazarın dili ve üslubu son derece sadedir. Kullanılan sözcükler, okuyucuyu zorlayıcı nitelikte değildir. Kısa cümleler kullanılmıştır. Gereksiz sözcük yok gibidir. Özellikle minimal öykülerde gereksiz kelimeye rastlamak olası değildir. Yazar, benzetmelerden, sıfatlardan imgesel ifadelerden bilerek kaçınmıştır. Bir söyleşide dil hakkında "…Yaza yaza gördüm ki, dil benim için araç değil; yapıtın temeli, iskeleti, her şeyi. Bu noktaya vardığınızda artık dili süslemenin, benzetmelere gitmenin, bol bol niteleme sıfatlarını kullanmanın bir anlamı olmadığını görüyorsunuz…" demektedir. Bundan başka psikolojik tahlillere de yer verilmemeye çalışılmıştır. Çünkü yazar, "…Psikolojiden kurtardığımız gibi…" diyerek bunu yapmayı amaç edindiğini söylemektedir.
Bu arada köy insanını konu edinen yazar, kişileri konuştururken yöresel ağza neden yer vermemiştir diye bir soru akla gelebilir. Sadece birkaç öyküde yine birkaç kelimenin yöre insanının dilini yansıttığı zannedilebilir. Oysa durum, hiç de öyle değildir. Aslında yazar, yöre ağzını kullanmıştır. Çünkü olayların merkezinde olduğunu ifade ettiğimiz Hakkâri'de kullanılan Türkçe, Edgü'nün öykülerinde kullandığı Türkçedir. Halkın dili, İstanbul Türkçesi dediğimiz dille büyük bir paralellik arz etmektedir. Doğunun diğer illerinde kullanılan Türkçeden çok daha düzgündür. Dolayısıyla yöresel ağzın kullanıldığını söylemek durumundayız.
6.) Anlatım Teknikleri:
En fazla kullanılan anlatım tekniği, diyalogdur. Neredeyse bütün öykülerde bu teknik kullanılmıştır. Geriye dönüşlere, İbramın Oğlu İbramın Öyküsü'nde rastlanır. Tasvir ve portrelere sıkça başvurulmaz. Yazarın bundan kaçındığı açıkça görülür. Bütün öyküler okunduğunda, adeta birbirinin devamı oldukları sanısına varılmakta, EDGÜ'nün bunları bir bütünün küçük veya büyük parçaları halinde tasarlayıp sunduğu izlenimi edinilmektedir.
7.) Anlatıcı ve Bakış Açısı:
Mirza adlı öyküde "o", diğer tüm öykülerde ise "ben" anlatıcısı vardır. Mirza'da, hâkim bakış açısı; diğerlerinde ise kahraman anlatıcının bakış açısı vardır.
B.) Doğulu Bir Okur Bağlamında "Doğu Öyküleri"ne Bakış:
Yazar, 1964'te gittiği Hakkâri'den etkilenmiş ve burada ikinci kez doğduğunu söylemiştir. Buradaki izlenimlerini yansıtan öyküleri okurken onları, bir Doğulu olarak bu yönden de incelemenin faydalı olacağına inandım ve okuduklarımdan şu tespitlere ulaştım:
1.) Evlilik: Erkeklerin birden fazla eşlerinin bulunduğu, çocuk denecek yaşta evlendi(rildi)kleri ve çocukları olmayınca yeniden evlendi(rildi)kleri belirtilmiş olup öykülerin yazıldığı dönem itibariyle doğru olduğunu söyleyebilirim. "…Muhtar çoktan dördüncü karısını da almıştı…" "…Karısı üç yıldır çocuk doğurmuyordu. Bu da Yakup'un yirmi dört yaşında ikinci evliliği düşünmesine yol açıyordu…" İçinde bulunduğumuz 2006 yılında bu durum hiç de öyle değildir. Tek eşlilik ve ortalama yirmi beşli yaşlarda evlilik daha revaçta olmuştur.
2.) Çocukların durumu: Öykülerde çocuk sayısının çokluğuna, kızların hesaba katılmadığına, ölenlerin sayılmadığına değinilmektedir. "…ondan da yedi çocuğu olmuştu… Böylece toplam yirmi altı çocuğu vardı muhtarın, ölenleri saymazsak, ki o da saymıyordu…" "…Muhtarın oğullarından dördü evlenmişti, kızları saymazsak, ki o, saymıyordu…" Günümüzde bu durum eskiye nazaran çok büyük bir değişim göstermiştir.
3.) Aile yapısı: Bahsedilen tüm aileler geniş ailedirler. Günümüzde çekirdek ailelere doğru büyük bir eğilim vardır.
4.)İsimler: Genellikle Doğu ve İslam kültürüne uygun isimler kullanılmaktadır. Günümüzde bunların yerini çok daha farklı isimler almıştır.
5.) Kan davası: Küçük meseleler yüzünden kan davası çıkmakta ve yuvalar yıkılmaktadır. Günümüzde bu durum, yok denecek seviyeye inmiştir.
6.) Sigara içilmesi: Tütünden sarılan sigara içiminin yaygınlığına değinilmiştir. Zamanımızda bunun yerini paket halindeki hazır sigaralar almıştır.
7.) Çay içilmesi: Halkın çaya ve çoklukla koyu çaya olan düşkünlüğü günümüzde de devam etmektedir.
8.) Av merakı: Yazıldığı dönem itibarıyla varlığından bahsedilen av merakının günümüzde pek kalmadığını söylemek gerekir.
9.) Silah düşkünlüğü: Silaha olan ilgi azalmış olsa da henüz geçerliğini yitirmemiştir.
10.) Yerleşim: Birkaç evlik yerleşim yerlerinin olduğu belirtilmiştir. Bazı yerlerde bu tür yerleşim birimleri olsa da eskiye nazaran oldukça azalmıştır.
11.) Hayvancılık: Bazı öykülerde önemine değinilmiştir. Köyde yaşayanlar için hayvancılık günümüzün en önemli geçim kaynaklarından olmaya devam etmektedir.
12.) Kış mevsimi: Bu mevsimin ağır şartlarına ve insan hayatındaki olumsuz etkisine değinilmiştir. Günümüzde imkânların genişlemesiyle bu menfi yön, kısmen de olsa ortadan kalkmıştır.
13.) Yakacak: Tezeğin bir yakacak olarak kullanıldığı söylenmektedir. Günümüzde de devam etmekte olsa da yerini hızla kömüre bırakmaktadır.
14.) Kesme şeker kullanımı: Toz şeker yerine kesme şeker kullanıldığına denilmiştir. Çayın tatlı olarak değil de kıtlama içilmesi alışkanlığı günümüzde de geçerliliğini korumaktadır.
15.) Bozuk yollar: Yolların bozukluğuna işaret edilmiştir. Günümüzde de kimi yolların hâlâ bu şekilde olduğunu görsek de önemli ölçüde düzelme olduğunu söylemek gerekir.
16.) Yük taşınması: Şehirden kasabalara, köylere katır sırtında yük taşındığı söylenmektedir. Bu durum günümüzde geçerliğini yitirmiştir.
17.) Köpekler: Köylerde köpeklerin olduğu belirtilmiştir. Günümüzde de bu alışkanlık büyük ölçüde devam etmektedir.
18.) Boşanma: Evliliklerin erkeklere endeksli olduğu ve dinsel bir görünüm taşıdığı görülmektedir. Günümüzde ise bunun yerini hukuka uygun işlemler almıştır.
C.) Sonuç:
Tek cümleyle şunu söylemek mümkündür: Doğu Öyküleri, sanatsal olarak ve yöreyi yansıtması bakımından oldukça başarılı öykülerdir.