sedat-sezgin

Bir sanat eseri(bunlar şiir, resim, müzik, hikâye, roman ya da başka bir tür olabilir kuşkusuz) üzerinden onlarca hatta yüzlerce yıl geçmesine rağmen bizi neden etkiler; etkilemekle kalmaz, gırtlağımızdan yakalayıp soluksuz bırakır. Bunu sağlayan nedir? Eserin içindeki bu olağanüstü güç hangisidir? Söylemi midir, içeriği midir, karakteri midir? Yoksa hiçbiri değil de bambaşka bir şey midir bizi nefessiz bırakan?

Medea’nın1 kadınlık onurunu kurtarmak adına özbeöz çocuklarının canlarına kıyacak kadar ileri gitmesi midir o güç? Yoksa Odysseia’un2 yıllarca evinden, krallığından ayrı kalması ve krallığındaki erkeklerin onun yokluğunda evine yerleşmesi ve karısına talip olmalarımıdır aynı güç? Ya da Raskolnikov3 kendini neden ihbar etti, sorusuna verilen yanıtın içinde midir aradığımız bu güç? Cinayet midir, karakterlerin gözü görmez hırsları mıdır, yoksa okur olarak içimizde oluşturduğu sızı, vicdan mıdır bu, sözgelimi? Kuşkusuz bunun üzerine sayısız kişiler sayısız yorumlar yapmışlardır.

Vicdan üzerine okuduğum en güzel öykülerden biridir, belki de en çarpıcı olanıdır E.A.Poe’nun4 William Wilson öyküsü. Poe’nun birçok öyküsünü on yıl kadar önce, yirmili yaşlarımda(şimdi de pek yaşlı sayılmam) okumuştum. Morgue Sokağı Cinayetleri, N. Artur Gordon Pym’in Öyküsü, ya da başka bir öyküsü değil de sayfa sayısı diğerlerinden daha az olmasına rağmen William Wilson.

“Şimdilik kendime William Wilson diyeyim. Önümde yatan bu güzel sayfayı gerçek ismimle kirletmem gereksiz. İsmim yüzünden soyum yeterince hor görüldü - korku ve nefret uyandırdı. Öfkeli rüzgârlar o eşi benzeri duyulmamış kötü şöhretimi dünyanın en ücra köşelerine dek yaymadı mı? Ah, dışlanmışların en dışlanmışı, en terk edilmişi! Sen dünyanın gözünde sonsuza dek ölmedin mi? Dünyanın tüm payeleri, çiçekleri, parlak tutkuları için ölü değil misin? Ve umutlarınla cennet arasında yoğun, iç karartıcı ve sınırsız bir bulut asılı durmuyor mu?”


Öykünün bu paragrafını, William Wilson yerine kendi adımı yerleştirerek defalarca okumuştum. Bu gün Dost Körpe’nin çevirisinden tekrar okudum aynı öyküyü. Eğer yazarsam, böyle yazmalıyım dediğimi anımsadım birden. Vicdan, demek ki benim de peşimdeki amansız hayaletimdi. Ne de olsa günümüz insanlarında pek olmayan bir özellik olduğunu keşfetmiştim o günlerde.


Daha sonra 1968 yapımı, Louis Malle’nin yönettiği, başrollerinde Alain Delon ve Brigitte Bardot’un oynadığı uyarlama filmini izlediğim de; Malle’in de belki yirmili yaşlarında bu öyküyü okuduğunu, tıpkı benim gibi hissettiğini-etkilendiğini, düşüncesini zihnimde geçirmeden edemedim.

Öykünün konusunu burada anlatıp, okumayanları kızdıracak değilim.

Düşle gerçek arasında kurduğu dünyaların ürkütücülüğüyle ünlü bir yazar Poe. Belki de öykülerindeki bu gücü şair olmasındandır, kim bilebilir. Poe ‘in adı bir gün unutulsa da, vicdan dediğimiz şeyin eksikliği insanda hissedildikçe; tıpkı Odysseia gibi, tıpkı Medea gibi, ya da Raskolnikov gibi anılacaktır William Wilson adı.

 

1- Euripides
2- Homeros, Odysseia
3- Dostoyevski, Suç ve Ceza
4- Edgar Allan Poe